Bir önceki yazımızda, bu konuyu yazacağımızı belirtmiştik. Buna gerek duymamızın sebebi, Türkiye’deki Kürtlerin, ayrı bir ırk, ayrı bir insan toplumu, adeta ayrı bir “millet” olduğu konusunda bütünüyle yanlış ve maksatlı propagandaya-tekrar-cevap vermek ihtiyacıdır.
Bu konuda birçok kitap var. Fakat ilmi değeri olan ve “aklı başında” insanları tatmin edebilecek kitap sayısı maalesef az. Biz, size bu konuda iki isim verebileceğiz. Birincisi, İçişleri eski Bakanı E. Korg. Sn. Selahattin Çetiner’in “Sorunlarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Gerçeği” ve diğeri değerli araştırmacı Sn. Ali Tayyar Önder’in “Türkiye’nin Etnik Yapısı” (Önderler Yayıncılık) kitapları. İkinci kitap, gerçek bir “ilmi eser”dir.
Bu münakaşalı konuyu, bir köşe yazısına sığdırmak, kabul edersiniz ki, olanaksız. O sebeple biz, sadece ana unsurları ele alarak, güvenilir ve mantıklı kaynakların çıkardığı sonuçları belirteceğiz.
Kürtlerin kökeni: Dünyada hiçbir toplumun köken/ırksal geçmişi-sanmıyoruz ki-Kürtler kadar münakaşaya açık olsun. Pek çoğu, hiçbir ilmi altyapıya dayanmayan yakıştırmaları bir yana bırakırsak, inanılır veriler, Kürtlerin “Turani” bir ırk olduğu ve ilk vatanlarının Orta Asya’da bulunduğunu gösteriyor. Bunun en inkâr kabul etmez kanıtı halen Orta Asya’da Yenisey Irmağı kenarında 700’lü yıllara tarihlenen “Elegeş” anıttaşıdır. Bu anıttaşta, “Kürt Kaanı Alp-Urungu”dan bahsedilmektedir. Kürtler, Orta Asya akınlarıyla Doğu Anadolu’ya geldikleri gibi, halen Macaristan ve Finlandiya’da da bulunmaktadırlar. Daha sonraki yıllarda, Ortadoğu Kürtleri, gerek bölge halkı olan İranlılar, Ermeniler ve Araplarla ve gerekse, bulundukları bölge en hareketli göç yolları üzerinde bulunduğundan, takip eden göçler yüzünden değişik insan gruplarıyla karışmışlardır.
“Kürt” kelimesi: “Kürt” kelimesinin açık anlam ifade ettiği tek dil, Türkçe’dir ve bu kelimenin tarihte ilk kullanımı, yukarıda belirttiğimiz yazıttaşındadır.-Bu, bir “alay” konusu edilmesine karşın-Kürt kelimesi, Türkçe’deki kar kelimesiyle yakın ilişkilidir. Kazakça’da, Tatarca’da, Uygurca’da, Kırgızca’da, Yakutça’da ve hatta Macarca ve Fince’de, Kürt kelimesi, “Kar yığını” anlamına gelmektedir. Bugün de Anadolu’da “Kürtük” kelimesi kar yığını anlamında yaygın şekilde kullanılmaktadır. “Kar küremek”, kar yığınlarını süpürmek, açmak anlamında değil midir?
Bir “Kürt kahramanı” olarak tarihe geçmiş olan “Selâhattin Eyyubi”nin kardeşleri ve yakın akrabaları, özbeöz Türk isimleri taşıyorlardı. Kardeşlerinin adları Turan, Tuğtekin, Böri, eşi Unar Bey, kızı Amine, iki eniştesi Umaroğlu Sadettin Mesud ve Muzafferuddin Gökböri ve yeğeni Karakuş idi. Devrin şairlerinden İbn Senaülmülk, yazdığı methiyede, “Arap milleti, Türklerin milletiyle yüceldi. Ehli salip (Haçlı) davası Eyyüp’ün oğlu tarafından perişan edildi” diyor.
Kürtlerin lisanı: Bu konuda da pek çok görüş vardır. Biz, sadece bazı verilere değineceğiz. Gerek yerli ve gerekse yabancı araştırmacıların bu konuda yaptığı araştırma bir noktada birleşmektedir; “Kürtçe denen dil, Türkçe (çoğunlukla Orta Asya), Farsça ve Arapça ve bir kısım mahalli (Ermenice, Rumca, Süryanice, Keldanica vs) kelimelerden oluşmuş, Türkçe cümle yapısına göre (özne+tümleç+fiil) kullanılan bir mahalli dildir. (Apo, Göktürk Türkçesi’ndeki Apa kelimesinden gelmekte ve amca anlamındadır) St. Petersburg Akademisi’nce yapılan araştırmada tespit edilen 8528 Kürtçe kelimenin, 3 bin kadarının halis Orta Asya Türkçesi, 2 bin kelimenin Türkçeleşmiş kelime ve 1030 kelimenin Türkçeleşmiş Farsça olduğu tespit edilmiştir.
Bu konuda, bir hatıramı anlatmama müsaade edin. 1969 yılında 40’ıncı Süvari Alayı (Alay K. meşhur binici rahmetli Eyüp Öncü idi) Siverek bölgesine intikal etmişti. Bölgedeki Karakeçili aşireti, alay subaylarına Şekerli Nahiyesi’nde (Siverek’le Viranşehir arasındadır) bir ziyafet verdi. Bu ziyafette aşiretin en yaşlı ağası aynen şunları söylemişti: “Bizim neslimiz, Türkçe’den başka lisan bilmezdi. Bizim oğullarımız, hem Türkçe ve hem de Kürtçe konuştular. Şimdi, torunlarımız (burada sunturlu bir küfür !) sadece Kürtçe konuşuyorlar.”
Bu ifade, bölgedeki “Kürt gerçeği”ni birçok yönden sanırım çok iyi anlatıyor.
Bu konuda söyleyecek, yazacak çok şey var. Fakat yerimiz maalesef bu kadar.
Yazımıza, gerçek bir Kürt-Türk aydını olan Ziya Gökalp’in bu konudaki çok anlamlı sözüyle son vermek istiyoruz:
Yorum için teşekkür ederim. Ulu Atamız bu güzel ülkeyi bizlere emanet etti. Bu yüzden toplumu aydınlatmalı ve duyarlı olmaya çağırmalıyız. Elimizden geleni yapmalıyız. Bu bizim en kutsal görevimizdir. Duyarlılığınız için bir kere daha teşekkür ederim. Tanrı'nın izniyle Atamızın emaneti Türkiye Cumhuriyeti'ni kimse yıkamayacak. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar teker teker tersine dönecek. Esenlikler dilerim.
More GRAPHICS...